14 Şubat 2014 Cuma

Aşkı Angut Gibi Yaşamalı İnsan

“aşkı angut gibi yaşamalı insan”
K.T.
Birbirlerini acılarından tanıdılar. Derin bir ormanda kaybolmuşluklarının ardından, cennetten koparılıp çalınmış bir göl kıyısında karşılaştılar. Önce uzun uzun baktılar gözlerine. Aralarında yapılmış, gizli bir anlaşmaya uyar gibi yürüdüler sonra aşkın onlara sunduğu hayata..
Aşk; birlikte yapılan bir deneme uçuşuydu onlar için… kendi içinden defolup gitmek, bir başka iç’te yeniden yürümekti. Tekken bile yalnız olmamaktı… çekinmeden içilen bir ruh zehriydi… mağlubiyetin zaferiydi… gözün değil, beynin gördüğüydü… tüm güneşlerin senden batıp, sevdiceğinden doğmasıydı… her şeyle hiçbir şeyin bitmeyen dansıydı… katiline, yar diye bakmaktı aşk…
Çok sevdiler bu aşkı. Aşk da onları sevdi. Körpecik bedenleriyle, adeta gökyüzünde süzüldüler. Bir masal ülkesinde yaşayan prens ve prenses gibiydiler. Daha çok gençtiler.
Derken, ellerinde çirkin silahlarıyla aşk avcıları geldi! Bir ağacın arkasına saklandılar. Cennetten koparılmış o gölün kıyısında gezinen iki küçük, körpe aşığa nişan aldılar. Önce prensese çevirdiler namluyu; tereddütsüz bastılar tetiğe. Göğsünde bir saçma ölümle devrildi prenses kanlar içinde yere. Prens ne olduğunu anlayamadı. Önce ağlamaklı baktı sevdiceğinin ölü bedenine, sonrada ağacın arkasında saklanan aşk avcılarına... yüzünde katil bir gülümsemeyle seyretti onları aşk avcıları. Sonra saklandıkları yerden çıkarak yürümeye başladılar prense doğru.
Prens onlara hiç aldırmadı. Gözünü ayırmadan ölü sevgilisine baktı. Birazdan öldürülme sırasının kendisine geleceğini biliyordu. Ama buna hiç aldırmadı. Kaçmadı… ölümüne sevmek, ona aşk diye kodlanmıştı. Sevdiceğinin ölüsünün başında öylece bekledi.
Aşk avcıları yanına kadar geldi. Namluyu genç prensin kafasına dayadı. Genç prens, gözlerini yarinin feri sönmüş gözlerinden hiç ayırmadı. Baktı, baktı, baktı… aşk avcısı tetiğe bastı… kıpkırmızı bir kan aktı, aktı, aktı… ölüm sadece bir saniye yaşadı…
Uzaklardan bir şarkı duyuldu “aşk ölmez biz ölürüz”
Avcılar, ellerinde iki genç Angut ölüsüyle ormanın derinliklerinde kayboldu


Not: Angut; ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde, evcilleştirilebilen bir yaban su kuşudur. Bu kuşlar, tek eşli olarak yaşarlar ve ölen eşlerinin yanı başında, kendileri de ölene kadar bekler. Bu kuşlar, ölen eşinin gözlerinden gözlerini ayırmaz; kendi ölümüne kadar yas tutar.
Keşke insanlar da aşkı böyle yaşayabilseydi ve aşk angutluktur demek, küfür gibi gelmeseydi…

25 Ocak 2014 Cumartesi

Not Defterim'den

İki şey bilirim,
Biriktiği gözlenemeyen:
Biri sevda, biri emek.
Zamanı geldiğinde,
Zamanlı zamansız
Ve de çoğunlukla ulu orta,
Dökülüverir
Yüreğe,
       dile,
         ele...

      Bu sıralar şiir kitaplarına merak sardım. Okul'dan ve başlarken part tıme adı altında başladığım fakat tam günlü hale çevirdiğim iş'ten arta kalan zamanda okumaya çalıştığım bir nebzede olsa beş on sayfa okuduğum kitaplar. Gözlerim ağrısa da okumaya değer şeyler bunlar. Yorgunluğu alıyor adeta. Şiir alıp götürüyor insanı. Bazen okurken içimden 'adam nasıl bir psikoloji içinde yazmış lan bunu ' demekten alıkoyamıyorum kendini. Beni anlatıyor sanki...

Benim düşüncelerimi aktarıyor, aynı ben diyorsun, daha çok okuyorsun. Okudukça okumalar çoğalıyor, kitaplar bitiyor. Okduğun her sayfa kalmıyor aklında toplasan beş-on anca. Kitap altı çizmek huydu bende. Onun için daha çok kendi kitaplarımı okumayı tercih ederim. Altını çizmezsem olmaz. El alışkanlığı mı dersiniz, yoksa bende aynı senin gibiyim Volkan' mı? dersiniz bilemem...

Kitap delisi sanarsınız şimdi beni. Alakası yok lisedeyken kitabın yüzünü açmazdım. En son 11.sınıfta MAİ ve SİYAH'ı da edebiyat ödevi olarak okumuştum. Hala hatırlarım o kitabı. Nasıl yer ettiyse bende. Ve sonrasında gelen okuma aşkı, Okumaya başladığınız kitapta önemlidir. Kalın  kitapları tercih etmem, küçük olacak benim ki. Montumun cebine sığacak. Benimle beraber olacak tıpkı not defterim ve kalemim gibi. Bakmayın not defteri taşıdığıma, içinde Finaller'de çıkacak soruların çözümü vardır çokca ve aralarda yazdığım birkaç sayfa hepsi ondan ibaret...Hayatta zaten nefes almaktan ibaret değil mi?

Kitap okumaya ve Radyo dinlemeye Üniversite hayatımla birlikte başlamam yadırganacak gibi ama gerçekten o zamanlar ne yapıyordum sorusuna cevap bulamıyorum şimdi. Hakikatten ne yapıyorduk ? Akşama kadar facebook,msn ve başka başka şeyler. Asosyal bir hayatım var. Okul ev arasında geçen bir hayat benim ki. Ve şimdi de ofis var işte. Suadiye'de. Şehrin göbeğinde. Ahtettim birgün ev alacak felan olursam öyle ulaşımın bol olduğu yerden alacağım. Çoluğum cocuğum rahat etsin diye. Kitaplar,çaylar,kahveler ve çikolatalar. Vazgeçilmezler. Vazgeçmeyeceğiz. Biraz hayatımıza neşe katalım. Kitap okumaya devam edelim. Hayat kitaplarda gizli. Otobüste bile okuyorum yani düşünün.

Bu arada nerden başladık nerde bitirdik. Daldan dala atlamışız. Son olarak girişteki şiir, ''Tayfun Talipoğlu- Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi'' 'n den alıntı. Okumanız dileğiyle... Hoşçakalın...









28 Aralık 2013 Cumartesi

Amatör Ruh*


Amatörüm ve hep öyle kalacağım :)
Volkan Can Çiftci - Işıkla Boyama

Volkan Can Çiftci - Üsküdar Mihrimah Sultan Camii